17 Mart 2010 Çarşamba

Sen daha yokken hayalini kuruyordum. Nasıl olur, kime benzer, adını ne koyarım diye. Hayatımızı her şeyiyle değiştireceğini biliyordum. Hayalinin dahi bunca heyecanlandırması beni belki de bundandı.
Büyümüştüm ve içimde büyümek için sabırsızlanan bir can vardı. Canıma can katmıştın. Her şeyimle seni en güzel şekilde büyütebilmek için unuttum kendimi. Artık aldığım nefes senin içindi, içtiğim su senin için. Ayaklarım daha sağlam basıyordu yere ama aslında uçuyordum. Her şey daha güzeldi artık, aynadaki yansımam bunların başında geliyordu. Çok yakışmıştın bana.
Bitmez, geçmez dediğim 9 ay koşarak geçti. Artık seni karşılama hazırlıkları yapıyorduk ne de olsa tanışacağımız gün yaklaşmıştı. Belki de o gün bugündü.
Bir kasım sabahı ağlayarak “merhaba” dedin bize. Sen söyleyecek başka bir şey bilmiyordun ve “açım” diyordun belki de ağlayarak. Peki ya ben, ben neden ağlıyordum oysa kahkahalarla gülmem gerekiyordu ama nutkum tutulmuştu, ne diyeceğimi bilemiyordum sana. Şimdiye kadar gördüğüm en güzel surettin karşımda, gözlerin parlıyordu ve gözlerine baktıkça mucizelere olan inancım artıyordu. Hani hep derler ya “ Hayat minik mucizelerle doludur.”
Küçük ama dev mucizem sen doğalı 4 ay oldu. Şu kısacık zamanda hayatımız oluverdin. Soluduğum nefesim, gözümün nuru bebeğim seninle bir aile olduk ve artık benim de bir anneler günüm var.
3 Kasımla hayatımızın yepyeni perdesi sahne almaya başladı. Sahnenin başrol oyuncusu bebeğim, ECRİNİM iyi ki doğdun, iyi ki varsın. Hoş geldin KIZIM hoş geldin. Hep yanımda ol hep bizimle... Seni çok seviyorum kuzum…

Annen…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder